Direncimin incelen yerlerinden sızan, imlasız sözcüklerin sıra dışı bakışlarıyım… Yazsam “BEN” keserim…Sussam uzar çığlıklarım… İçimdeki Maltaların kuytu bölmelerinden sızıp , yüzümde gülümsemeye dönüşen bir tattın sen… Boynuma takıp atkı...
Bu gece göğsümden kan sızıyorum… Fitili ateşlenmiş ,tahrip gücü yüksek bir veda havasında,yüreğimin iklimi… Tabut çivileriyle mıhlandığım bir yolda Sesini duyuyorum gün ve gece cakışmasının… Yıldırımlar düşüyor alın çatıma...
Yüreğim ;aldatılmayı kabul etmenin bilmem kaçıncı seherinde… Öfkeli hüzünler çıkıyor kilitli kapılarımın altından usulca… Günlerdir kalbime bıçak ucu gibi dokunup kaçan arsız kelimeler saklı adımlarımda.. Sorgu gecelerimde bağırarak...
SUSTUKLARIM BİTTİ ...ŞİMDİ KONUŞUYORUM... acıyın diye konuşmuyorum..tanıyın ve cesaretiniz varsa gelin kirli yaralarıma tuz basmaya... Ben ömrümü tırnaklarımla kanattım... Sevgiye tutunmaya çalıştığım yerlerden,düşürüldüm yalnızlığa... Kaç neşter kırıldı boğazımda,şah...
Ciğerimde öksürten Ocak soğuğuydun... Hastalandım...Dayanamadım ve kundakladım aşkı.... Tenimde ikinci derece yanıklarla,metruk bir hastane koğuşunda, tüm müdahalelere rağmen kurtaramadılar,öfkeme yenilen sevdamı.... Ameliyat masasında doktorlar; kan üstüne kan kustular,can kayıplarıma...
Bir deli taşı attı kuyuya; Yaraladı içindeki Yusuf ‘ u…Hırıltılı bir öfke yükseldi Yusuf’un zındanından… “her şeyini veren Utanmamış” derler..Verdim… Yıkıyorum şimdi Aşka uzanan kirli ellerimi… Bilirim ne kadar...
Sen şimdi anlamını yitirmiş bir bildirinin; boş bir odada gizlice yakılışı gibi, geçip gittin yaşamımdan.. Geride yoksul ve muhacir bir söylenti kaldı... Biliyorum; Cesaretimin çılgınlığı aldattı beni... Sevdana koşarken duyduğum...
“Ve içimde gezerim ucu sivri bir bıçakla..”Edip Cansever.. Git artık !... Sustuklarını bana harcama… Dilimdeki pasaklı küfürleri kaldıramasın. Yüreğine gelmeye vesaitim yok.Ve kalmaya yerim… Git artık !. Yollarını bana...
Şimdi sana dair sözlerim diken dilime....Külden ateşe gidiştir seni her hatırlayışım...Gri bulutlar çöreklenmemişti kentimizin üzerine...Yağmur a çeyrek vardı...Arşivlerde çoğalmış resimlerime ,bültenlere düşmüş ismime aldırmadan yürüyordum,kentin...
Mücrimliğimin nedametleri içinde savrulup duruyorum. Yangınları düşüyor alın çatıma.. Biliyorum; Tutulduğum geceler aldattı beni.Cesaretin çılgınlığı, şarabın gazabıyla,koştum sürekli... Yıllar süren buzüstü yürüyüşüydü... Durmanın düşmekle sonuçlanacağı bir oyun gibi.. Koştum sürekli; Kapıları yer altına...
Bu ayrılık hüzünlendiriyor beni... Sana hoşçakal bile diyemeden araya; Yılar ,yollar ve tel örgüler girdi.... Şimdi siyah zifir karanlıkların hicran iniltili, kronikleşmiş yalnızlıklarında, bileklerimde bayat bir intiharla,olmayacak ihtimallerin çaresizliğinde...
Yine olmaz olası bir gece... omuzuma yüklenmiş ölüm koyusu acılarım; yokluğunla bir olup dağlıyor direnç hücrelerimi... Uzadıkça uzayan bu cüzzamlı dönüş takvimi,yol ayrımlarına getiriyor içimdeki düşleri... Ah uğruna...
Artık bir hikayedir bende sarmaşıklanan hüzün… Ne vakit düşsen aklıma; Mezmur okuyan bir çocuk oluyor yüzüm… Kalbinin güneydoğusuna düşmüşüm…Tepemde kurşun döküyor yıldızlar Süngü takılı namluların...
Dönüş yok artık...Gereği düşünüldü : Şimdi yokluğunu düşünmek öldürür beni. Sevdalandığım doruklarına kanat çırparken vuruldum. Düştüğüm dipsiz uçurumlardan "ölümbaz" bakışlar savuruyorum doruklarına. Ah Yaar ! Bir soyunsaydın...
Gece yine olmaz olasılardan... Kuşatılmış bir gökyüzü duruyor penceremde.Bir sigara içimi sessizliğimde,eski anılarımı düşlerimle harmanlıyorum. Âraf'ta kalmış duygularımla,sana karşı tedirginliğimin ve cesaretimin basamaklarında topallıyorum koşar adım... Bir intiharın...
Karanlık düşürmüş ayını,akreple yelkovanın arasına...Uzaklara sürgün edilmiş bedenimin,bitimsiz ağrılarıyla,voltalıyorumbeş adımlık odamı... Kuşlar uçup gitmiş yüreğimden...güçsüzüm....Aşamıyor tel örgüleri..fikir yanığı düşlerim....Sabrım ekşitmiş yüzünü..aynı aşkı arıyorum uykusuz...susmak bilmeyen..köhnemiş ağrımın...
İfadesi alınıyor; gayr-ı meşru konuşmalarıma ,gayr-ı ihtiyari tanıklık eden dilimin. ve aynı sebepten gözaltında tutuluyor aşka dair sözlerim... alfabemden sökülüp alınalı beri sesli harflerim...sessizlikteyim...esaret kokulu diyarımda her...
SEVİNCİNE ,HÜZNÜNE HALDAŞ OLDUĞUM…(sahipsiz kırılganlıklarım) Bayrakları göndere çeken çocuklar … İşte böyle her sabah okul and’ları gibi açılıyor yüreğim… Sevinçlerden çektiğim kopyaları bir bir yakalatınca yaşamın...
Güzel günlerden sonra zorlu duraklardayım.. iç büken bir acıyla geldiğim bu siyah ışıklar kentinde enkaz oldum... Bir yarım sende kaldı İstanbul...acılarımı sakla... uğultulu kalabalıklardaki yalnızlığımı......
Kıştan kalma bir ayazın içimi kemiren karanlık kulvarlarında... Bir kıyıdan bir kıyıya savruluyor yalnızlığım... Kan ağlayan gözlerimde... Yorgun ,uykusuz gecelerin dinginliği, ve yanıtsız kalmış dilekçelerimin...
Sen şimdi son baskısı tükenmiş bir kitabın,önsözü... Oysa bir bildiri gibi girmişti hayatıma yüzün... kaçtığım yağmurlardan ,,sığındığım bir saçaktı yüregin... Bir gün yağmurlar aldı seni...